EMPERYALİZMİN LOŞ GÜCÜ

Bu hafta Kıvılcımlı ustanın az yayınlanmış, az bilinen bir yazısını paylaşacağız. EMPERYALİZMİN LOŞ GÜCÜ (Finans Kapital Denilen Gizli Kuvvet).
Fuat Fegan’ın belirlemesine göre 1966 yılı Eylül ya da Ekim ayında yazılmış olan bu tamamlanmamış gibi görünen önemli yazı ilk olarak 1976 yılında o zamanki Tarihsel Maddecilik Yayınları tarafından broşür olarak yayımlanmış. Daha sonra kağıt baskısı yok. Dijital ortamda bazı yerlerde yayımlanmış. Dolayısıyla da çok fazla bilinen bir yazı olmamış. Broşür halinde basılmak üzere daha önce hazırladığımız bir kopyasını Fuat Fegan’ın notu ile birlikte sunuyoruz.
Ahmet Kale – Göksal Caner Malatya

Emperyalizmin Loş Gücü
(Finans Kapital Denen Gizli Kuvvet)


Yarım kalmış bir etüde benziyor. Yazılış tarihi 1966 sonbaharı olmalı (bak: s.1, s.4, s,7, s.8, s.11)… 1966 21 Eylülünden olmasına imkan yok. 1967 de olamaz (s.1’deki “…1932 yılı… 34 yıl geçti…” ifadeleri). Demek 1966 Eylül sonu – Ekim – Kasım – Aralık aylarında, büyük ihtimalle 1966 Eylül sonu ya da Ekiminde yazılmıştır. (Fuat Fegan’ın 15.3.1977 tarihli notu.)

Emperyalizmin Loş Gücü
(Finans Kapital Denen Gizli Kuvvet)

Fransa’da kimsenin solcu sayamayacağı, herkesin Finans-Kapital içinde (kredi, banka, para işinde) yeterli bildiği B. Pierre Coste “Büyük Finans Piyasaları” eserinde 1932 yılı şöyle demişti: “Finans (maliye) meseleleri savaş sonundan beri (Birinci Cihan Savaşından beri) milletlerin hayatında gittikçe büyüyen bir önem kazandı. Sokaktaki adamın konuşmalarına ve hatta salon tartışmalarına çok kez konu oldu; Öyle iken kamu oyunun tümü için bu meselelerin henüz bir hayli az bilinir oldukları doğru sayılmalıdır. O bilmezlik (Cehalet), biraz bu işlerin – Gerçekte değilse bile görünüşte – karmaşık oluşundan ileri gelir; doğrucasına bakılırsa, bu meselelerde kamuoyunu aydınlatmaları gereken kimseler, kimi bilinçsizce, kimi hesaplıca kamuoyunun yolunu şaşırtmaktan hoşlanırlar.” (P. C. “La Lutte pour la Supermatie, ete.” 932, Paris, s. 7) Bu satırların yazılışından beri 34 yıl geçti. “Kamuoyunu aydınlatacak kişiler”, hele basın. Finans (para-banka) gizli oyunlarında milletin yolunu şaşırtmaktan daha az mı hoşlanıyorlar? “Spor gösterilerine yahut kanlı ihtiras cinayetlerine” (Keza, s. 8) her gün biraz daha aşırıca yer verilişi, Finans işlerini örtbas etmenin domuzuna bilinçli ve hesaplı bir oyun olduğunu ispatlar. 10 milyon, 30 milyon, 100 milyon, hatta 3 milyar insanın tek kalemde ceplerindeki paranın yansını bir gece yarısı, beş on kişi resmen çalıverir. “Enflasyon” denir geçilir. Bunu “Hırsız” yapsa, bütün dünya polisi ardına düşer. “Hırslı” devlet adamları yapınca, adı: rahmetli bizim Menderes’in bile ağzına düşen “Para değerini ayarlama”, “Enflasyon” olur! Ondan sonra, gelsin spor-toto, gelsin aşk ve hürriyet cinayetleri: Zavallı milletlerin kafatasları çorba tasına çevrilir. Kimse farkına varmaz yapılan “Finans ameliyatı”nın. “Böylece, yalnız işin içinde olanlarca (saiklerince) içyüzü bilinen hakiki facialar, kulislerde oynanır. Bu dramlar, milletlerin ekonomik hayatları üzerinde, hatta sosyal eğilimleri üzerinde yarattığı yankılar yoluyla ulusların alın yazısını etkiler.” (Keza, s. 8) diyor P. Coste.
İkinci Cihan Savaşından sonra Finans-Kapital kumarı büsbütün evrencil bir afet oldu. Kumarhanenin baş manocusu Amerika idi. Kumarın adına kimi “Yardım”, kimi “Doktrin” veya “Plan” denildi. Hepsinin başına Baş-Manocunun damgası vuruldu. Dış yardım: “Amerikan yardımı” idi; iç veya dış plân: “Marşal Plânı”; adı “Bâd’ı sabâ” gibi konulan doktrin: “Truman Doktrini” oldu. Aynı oyuna o denli ad, esrarlı harfler, vs. konuldu ki, Halk değil, “Kamuoyu” değil, benim diyen Üniversite bonzu işin içinden çıkıp, nelerin döndüğünü artık anlayamazdı. Çevirebildiğin kelli çevir siyasi partileri ve iktidarları, dilediğin sayın ulu kişiyi Devletin, Hükümetin başına getir. Hepsi senin Finans-Kapital “Lûgaz”ını [Lugaz (Lügaz), herhangi bir nesnenin ya da varlığın özellikleri anlatılarak yazılan manzum bilmeceler. A. Kale] çözemeyecek, Amerika’nın dümen suyundan istese yürüyememezlik edemeyecektir.. 27 Mayıs olsan, bir saatte zırhlı tümen ile İstanbul’u, Türkiye’yi fethettim bilen sayın Orhan Erkanlı gibi “Lâl” olup şöyle haykırmaktan kendini alamayacaksındır: [Metinde bu alıntı yok. A. Kale]

FİNANS-KAPİTAL TARİHİNİN “TEKERRÜRÜ”

Amerika Birleşik Devletleri, Birinci Cihan Savaşından önce, Londra ve Paris Finans Kapitalistleri önünde, bizim Konyalı Hacı Ağanın Osmanlı Bankası önünde düştüğü durumda kalırdı. Birinci Cihan Savaşı, Amerikan Finans- Kapital softasının önüne gökten kanlı nimetlerle dolu bir “Maide’i Süleymaniye” (Hazreti Süleyman sofrası) gibi indi. Avrupa Emperyalizmi, her ne pahasına olursa olsun kendi kendisini yakıp yıktıkça, Amerikan malına susadı. Milyonlarca insanın kanı Amerikan kasalarına altın olup aktı. Kan ve altın yetmeyince, herkes Amerika’ya gırtlağına dek borçlandı. Amerika’nın papaz ruhlu hacıağaları milyonerleştiler. Savaş bitince, yenen-yenilen Avrupa emperyalisti Amerikan “Yardım”ına, “Plan”ına, “Doktrin”ine çanak açtı. Avrupa geri kalmış ülke değildi. Avrupa ülkelerinin Kapitalist sınıfları yarı-sömürgeliğe katlanamazlardı. Onları sömürmenin kestirme yolu: birbirleriyle gırtlaklaştırmaktı. Onun için Amerika, en çok, savaştan baygın düşmüş Almanya’yı diriltmek üzere «yardım» (kuvvet) şırıngaları yaptı. Hatta; bu yardımları, içlerinden avladığı İngiliz Finans-Kapitalistleri kanalından bile her alanda yaptırttı… Bir yandan tatlı su “Demokratı” ağızıyla Amerikan halkına “güven”, dünyaya “umut” yağdırırken, el altından faşizmi, Naziliği besleyip kışkırttı. Avrupalı Emperyalistlerin “Komonizm” fobilerini Hitler’le birlikte körüklediği’ için. Amerikan diplomasisinin bu “tavşana kaç, tazıya tut” politikası kolay tuttu. Avrupa’da, Asya’da bir yol Faşizm azgınlığı köşe başlarını tuttu mu, eski dünya Emperyalistlerinin boğaz boğaza geleceklerini bilmek için fal atmaya gerek yoktu. Prusya ağası kafalı Alman Finans-Kapitalinin -burnunun ucuyla yürüyen- “Habis ruhu”: Hitler serserisi, dünyayı “Bin yıllık Cermen barışı” altında sömürmek üzere İkinci Cihan Savaşını patlattı… Amerikan Emperyalizmine gün doğmuştu. Avrupa, ne pahasına olursa olsun, Amerikan malına yeniden susadı. Bu sefer milyonlarca değil, 10 milyonlarca insanın kanı Amerikan kasalarına altın olup aktı… Kan ve altın yetmeyince, gene herkes Amerika’ya gırtlağına dek borçlandı. Amerika’nın barış misyoneri maskeli milyonerleri, milyarderleştiler. Savaş bitince, yenen-yenilen Avrupa Emperyalisti Amerikan Finans Kapitalinin “Yardım-Plân-Doktrin” şartlarına boyun eğdi.

İçinde yaşadığımız günlerin olayları da hatırlatılmaya değmeyecek kadar gözler önündedir. Amerika, Birinci Cihan Savaşından sonraki “Tarihi Tekerrür ettirmek”te sakınca görmüyor. Gene 20 yıldır Cenevre de “Silahsızlanma” konuşmalarını, bitmez tükenmez Makyavelizmlerle savunurmuş gibi reklam yaparak sinsice baltalıyor. Gene sanki savaşta Fransa- İngiltere düşmanı imiş de, Almanya müttefiği imişçe enayi Cermenliğin Prusya kafalı Naziligini nasıl hortlatacağını bilemiyor. İkinci Cihan Savaşı sonrasının Birinci Cihan Savaşı sonrasından tek farkı, tek “Orijinalliği” şu: Avrupa Emperyalistçikleri, artık, kendilerini dev aynalarında görmenin gülünçlüğünü anlamışa benziyorlar. Aç Alman ve İtalyan kurtları, kendi başlarına ortalığa saldırmayı: ülkeleri Faşizm-Nazizim gibi açık Finans-Kapital ağıllarına çevirebilme gücünü kendilerinde göremiyorlar.

Bu sefer, Amerika: Finans-Kapital külhanbeyliğini kendisi yapmak zorunda kalıyor. Almanı, İtalyanı Amerika’nın savaşta güya müttefikleri olan Fransa ve İngiltere’den daha kuvvetli, gelişir hale getirdi. Ama Alman’ın yarısı öbür tarafa geçmişti. Ayrıca, Birinci Cihan savaşında yenilen Devletlûlar, olsa olsa Alman Kayzeri gibi tası tarağı toplayıp, yabancı bir ülkeye geçerler ve Bankalardaki «yatırım»larıyla ölünceye dek gül gibi yaşarlardı, ikinci Cihan Savaşında yenilenler, fare gibi yakalanıp asıldılar. Kişi olarak en köprü altı külhanbeyi dahi, bile bile Hitlerliği, Musoliniliği, Göringliği kolayca göze alamıyordu Bu yüzden, Amerika, parsayı toplamak için başkalarını oynatma “Doktrin”ini bir türlü uygulayamıyor.

Berlin’de özendiği yarayı işletme “Plânı”, Berlin Duvarı ile işlemez hale getirildi. Avrupa’da eşref saatin dolmadığını görünce. Uzakdoğu’da Kore çıbanını sıktı. Maksadı, başkalarını ateşin içine atıp, uzak Yeni-dünyasından yananlara petrol sıkmaktı. Başkalarının gönderdikleri asker sayısına bakılırsa, işi ciddiye almakta Türkiye’den daha çok ambale olan çıkmadı. Kore oyununda güzel “İŞ”ler yapıldı. Türkiye’de bile pamuk milyonerleri, D. P.’nin “nurlu istikbal”i parladı. Ancak, Amerikan ağzıyla «Boom» (dörtnala kalkmış ekonomik gelişme) çok sürmedi. Kızıl Çin terazinin öbür kefesine bütün ağırlığını koyunca, bizim Mehmetçik ile “Hür basın” bile, Kunuri’de kurdun ağzına nasıl itilip, nasıl yalnız bırakılarak harcandığımızı görmemezlikten gelemedi. “Boom” balonu, yalnız Demir kırat, Partiyi, tepesi üstü düşeceği yükseklere çıkarmakla kalmadı.

Amerikan Finans-Kapitali o “Mağrurâne ric’at”ı (Yunan Başkumandanı Anadolu’dan kaçarken öyle demişti), kabara kabara yüz geri etmeyi hazmedecek miydi? Eski Amerika Cumhurbaşkanı Alman asıllı müttefikler Başkumandanı Eisenhower, (kaplumbağa boynunu kabuğu içinden ancak şimdi çıkararak) Çin’e karşı atom bombasını kullanmak üzere kaç kez elinin varıp varıp geldiğini açıklıyor. “Şimdi Sovyetlere karşı var mısın?” diye soran gazetecilere, 19. 9. 1966 günü radyolarda, “Bu imkânsız!” karşılığını verdi. Oysa, Çin de atom bombası yaptı. Ancak, Kore savaşı, Amerikan ekonomisini bir yol yeniden savaş düzeni «Boom» una doğru ayarlamıştı. Uzakdoğu’da yığılan görülmedik azmanlıktaki Amerikan Silahlı Kuvvetleri bir işe yaramalı idi. Kızıl Çin Cinine çarpılmamak için. Kuzey Vietnam’ı tampon olarak araya kıstırmak hesabına yatılarak Güney Vietnam seçildi.

VİYETNAM PAZARI AMERİKAN HESABINI BOZDU

Amerika B.D.’nin evdeki hesabı Güney Vietnam pazarına uymadı. Amerika, Vietnam’a, Kore Savaşına sürükleyebildiği devletlerin onda birini daha sürükleyemedi. “Maymun gözünü açmışa benziyor”.. Kuzey Vietnam: Kızıl Çin’le Güney Vietnam arasında tampon olmak şöyle dursun, tramplen (atlama tahtası) olmaya itildi. Vietnam pirincinin pilavını, zerdesini bekleyen Amerikan Finans-Kapitali taşını ayıklamakta yalnız kaldı. Vietnam’a harcanan 40 milyar dolar (400 milyar Türk lirası: Türkiye pahalı devletinin otuz yılda toplayamayacağı kadar para) kimin sırtından çıkarılacak? Amerikan milyarderleri mülti milyarlar kazansın diye kimse kendini ateşe atmaya gönüllü görünmüyor. Amerika’yı Amerika yapan iç mekanizma: eski dünyanın tepişmelerine karışılmadığı için, daimi ordu denilen Timurlenk’in Fili ve militarist-bürokrat Devlet Asalağı tarafından boşu boşuna yutulacak-Verimsiz üretkenliği boğacak değerlerin ekonomiye yatırılması idi. Birinci ve İkinci Cihan Savaşlarına Amerika hep son dakikalarda, iki taraf birbirini iyice, kırıp yere serdiği vakit karışmıştı. Bu sonradan gelme kabadayılığın hedefi açıktı: silah patlamadan. Amerikan kanı akıtmadan cihangir olmak. Savaşta yenilen, nasıl olsa gırtlağına basılmak için ses çıkarmaksızın bekleyecekti. Hatta, Kızıl Ordu Berlin’e yaklaşırken açılan ikinci cephede olduğu gibi, yenik Alman Finans-Kapital’i, büyük Fatih çalımları ile karaya çıkan Amerikalıyı bir kurtarıcı gibi şehirler “Zaptetmeye” telefonla çağırdı… Yenenleri yorgun argın içlerinden avlamak, Amerika’nın rakipsiz ve itirazsız büyük hakem kılıcını evren Finans-Kapital’ine dayatmak için yasak savmaktı. İkinci Cihan Savaşı sonrası, Amerika’nın bu tatlı geleneğini, manda tezeği kadar iri ve taşınmaz, militarist ve bürokrat bir Amerikan Devleti ortaya atarak bombok etti. Vietnam savaşı o koca tezeğin üstüne tüy dikti.

SOSYALİZM-EMPERYALİZM ZITLIĞI

Şimdi Amerika, atom bombasını Kore savaşında Çin’e karşı ve 1945 yılı Sovyetlere karşı kullanamayışının yasını tutuyor. Ne kadar yas tutsa yeridir. Çünkü bugün gerek Sosyalist cephe, gerekse Amerika dışındaki emperyalistler, atı alıp Üsküdar’ı geçmiş bulunuyorlar. Sosyalist cephe ile Emperyalist cephe arasındaki sayı ve rakamla beliren münasebetlerin özeti, tarafların toprak ve nüfus büyüklüklerinde görülen değişmelerde pek iyi okunur. Dünyamız da 4 tip ülke var: 1- Sosyalist; 2- Emperyalist; 3- Tarafsız.., (denilen ve 1917 Devriminden ben bağımsızlıklarını kazanmakla birlikte, ne sosyalist, ne de emperyalist olabilen arafattaki ülkeler); 4- Sömürgeler. İkinci Cihan Savaşı başından (1939’dan) 1964 yılına değin bu 4 tip ülkelerin dünya toprakları ve nüfusu içinde tuttukları yüzdeler şöyledir:

Bu rakamlar, dünyamızın çeyrek yüzyıl (25 yıl) içinde nasıl baş döndürücü bir çabuklukla deri değiştirdiğini gösteriyor. İnsan gücü bakımından sosyalist ülkeler dört buçuk kat, yeni bağımsızlar 16,5 kat artarken, içlerinde emperyalistlerin bulunduğu sektörün nüfusu 3 kat azalıyor. (Üçte birine kadar düşüyor.) sömürgeler 33 kat azalıyor. (33 de birine düşüyor) 100 insan içinde: sömürge kölesi 33 kişi iken 1 kişiye düşüyor, yeni bağımsızlaşmış insan 2 iken 33 kişiye çıkıyor. “Tarafsızlar” adı verilen üçüncü cephenin insan sayısı (100 kişide 33 kişi), içinde “Emperyalist” cephe bulunan öteki ülkelerde yaşayan insan sayısı (gene 100 kişide 33 kişi) ile başa baş geliyor. Sosyalist cephe ise, insanlığın üçte birinden aşırı (100 kişide 35 kişi) oluyor. Bu durumu basit sayı değişikliği de saysak sonuç birdir. Bu kez, yüzdece sayı birikimi ister istemez diyalektik atlayışını yapmış, hiç de sessiz geçmeyen büyük bir sosyal Devrim getirmiştir. Üçe bölünmüş dünyamızın Tarihçe kısa süre için alınyazısı şudur: Emperyalist cephe mi “Yeni-Sömürgecilik” metotlarıyla tarafsızları kendisine yedek güç yapacak; yoksa Sosyalist cephe mi milli kurtuluşunu yapmış ülkeleri biçimcil siyasal bağımsızlıktan Sosyal Kurtuluş basamağına yükseltecek?

Amerika, bu uğurda, Güney Vietnam’da yarım milyona çıkaracağı istilâ ordularıyla savaşlar patlatıyor. Lâtin Amerika’da milyarlarca dolarla Pronunçiamentolu “ihtilaller” satın alıyor… Tüm Asya ve Afrika’da petrol kokan üs savaşları ile dolar kokan gericilik ayaklanmaları çıkartarak, Milli Kurtuluşları soysuzlaşmaya doğru sürüklemeye çabalıyor. Amerika, kendi hesabına yazık ki, Uzakdoğu’da bula bula Güney Kore kliğinin başı Pak Jög Hi’yi bulabildi. Yakındoğu’da bizim çöller sırtlanı Suud i Faysal’ı Emperyalizm havarisi yaptı. Adından başka “pak” yeri görülmeyen Pak Jög Hi, Güney Kore üs sömürgesinde «Pasifik Asyası Bölgeleri Balkanlar Konferansı» kurduruyor. Asya, Afrika, Lâtin Amerika’ya “Dostluk Misyon”ları gönderiyor. Asyalıları Asyalılarla kapıştırmak için duman perdeleri yayıyor. Güney Arabistan’ın petrol üs-sömürgelerinde kadillaklı Şeyhlerin en Amerikan agellisi Faysal, İslâmlık kadar sosyalist bir dini sosyalizme karşı kullanmak için, Türkiye’den Fas’a dek “Barış güvercini” kılığında “Müslüman Kardeşler” uçurtuyor. İslâmları İslâmlara Arabı Araba karşı dövüştürmek için duman perdeleri yayıyor. Sonuç? Ne Kore’nin Pak Hi’si, ne Vietnam’ın Kao Ki’si, ne Hicaz’ın Faysal’ı: Uzakdoğu’da Ho Şi Minh’i, Yakındoğu’da Nasır’ı Lâtin Amerika’ da Kastro’yu, Milli Sosyal Kurtuluş kahramanı olarak ulusların geniş yığınlarının gönlünde birer Mustafa Kemal olmaktan alıkoyamıyor, “İslâm Zirve Konferansı” uğruna, Faysal’ın kendisinden önce aynı hizmeti deneyen Burgibâ’ya sunduğu altın kılıç, hiçbir Amerikan uşağını petrol Napolyon’u yapamıyor. Tarafsızları, (Birleşik Milletler kertesinde Kapitalist eğilimli bir teşkilatın içinde bile) sosyalist cepheye hak vermeye itiyor. Birleşik Milletler Genel Asamblesinde Kore meselesi üzerine uydurulmuş “Gerçekleştirme Projesi” için verilen Amerika yanlısı oyları 1953 yılı % 91 iken, 1965 yılı % 52 ye düştü… Bütün bunlar, Asya, Afrika, Lâtin Amerika geniş yığınlarının sosyalist cepheye doğru dağların kayışı hızıyla yaklaştığını, Amerika’nın oyunu her gün biraz daha yitirdiğini açıklıyor. Günlük haberler bunlarla dolu.

Zorbalık, B. Amerika’nın en sadık petrol bekçisi İran Şahı’na bile artık Emperyalizme bel bağlamanın çıkmaza vardığını ispatlamaktan başka bir işe yaramıyor. İşte bir telgraf: “İran Şahının Polonya’ya yaptığı bir haftalık resmi ziyaretin sona ermesi üzerine yayınlanan İran-Polonya ortak bildirisinde iki ülke, Vietnam anlaşmazlığının 1954 tarihli Cenevre andlaşması esasına dayanılarak halli gerektiğini belirtmiştir.” Aynı günün ikinci telgrafı, Amerika’nın kendi içindeki çıkmazı açıklıyor: “Birleşik Amerika Temsilciler Meclisindeki cumhuriyetçi üyelerin konferansı” dolaysıyla yayınlanan raporda şöyle denilmektedir. “Birleşik Amerika, Kore Savaşından daha önemli olmaya başlayan bir çatışmada başlı başına çarpışan taraflardan biri olmuştur.” (yani Amerika başkalarına kan döktürüp kendi altın toplayamaz oldu. Böyle şey mi olur!). “Hükümetin belli başlı temsilcilerine göre, Başkan Johnson’un Vietnem’daki siyasetinin sonucu, ne bir zaferin, ne de memnunluk verici bir barışın ufukta görünmediği bir durumdur.” (21. 9. 1966 günü ajansları)

EMPERYALİSTLERİN EMPERYALİSTLERİ SÖMÜRGELEŞTİRMESİ

Amerikan Emperyalizmini asıl çileden çıkaran, şüphesiz, kendi cumhurbaşkanını kim vurduya getirmiş siyasal gansterliğinin dünyada yarattığı acı tepkilerden çok Finans-Kapital alanında karşılaştığı tepkilerdir. Amerika, şimdi, kendi kurduğu Emperyalist cephesinin içinde, kendi omuzdaşlarınca hançerlenmektedir. Bu, nedendir ve ne demeye gelir? İkinci Cihan Savaşı bitince Amerika, öteki emperyalistleri kendisine ortak etmeye tenezzül göstermedi. Nasıl NATO denilen emperyalistler arası teşkilatta Amerikan Generali Başkumandansa, tıpkı öyle Amerikan Finans-Kapitalinin başbuğ olduğu birtakım Finans Kapital kurulları yaptı. Güç, yetki ve karar Amerika’da idi. Öteki Emperyalistler, ancak kumandanın kurmayı gibi, danışman kişilerdi. Örneğin 1945 yılı Bretton Woods’ta “Gold Exchange Standart” (Altın Kambiyo Standardı) adıyla bir örgüt doğdu. Herkes kan dökerken, Amerika tefecilik yapıp, kârlı işler çevirdiği için yeryüzünün en sağlam parası Amerikan Doları idi. Savaş sonunda, herkesin boynu Amerika önünde eğikti. Herkes alışverişini Amerikan doları ile yapmak zorunda kaldı. “Yeniden yapılma yoluna girmiş bulunan Avrupa, Amerika önünde açık veriyordu, parasını pek cılız düşmekten kurtaramıyordu. Yalnız Amerika Birleşik Devletleri gerekli teçhizatı sunabiliyordu. Yalnız dolar genel güvenden yararlanabiliyordu. O yüzden o sırada kurulan sistem, doları (her kapıyı açan) anahtar para ve kurulan yapının merkez mihveri haline getirdi. Yalnız dolar altına bağlı idi… Doğu ülkeleri bir yana bırakılırsa, bütün ülkelerin paraları dolarla münasebetine göre belirlenmek zorundaydı. Bundan böyle merkez bankalarının ihtiyatları gibi, uluslararası ödemeler de dolarla yapılıyordu.” (Le Syst, Monet. İntern.: Rev. Afr., 16. 9. 1966, s. 19)

Böylece, bütün dünya Emperyalistleri de, geri ülkeler gibi, Amerikan dolarına haraç ödemeye başladı. Herkes, Uluslararası hesabını karşılamak için dolar alıyordu. Dolar bulmak için «Yalnız Amerika’nın ödeme balansında bir açık olması yahut Birleşik Devletlerce bir kredi açılması» (Keza) gerekti ki, «dünyanın para ihtiyacına olan ihtiyacı» karşılanabilsin. “Likidite” denilen akar para Amerika’nın insafına bağlıydı. “Uluslararası Likidite ihracı”, dünya ticaretinin gelişimi icaplarına göre değil. Amerikan ödeme balansının dalgalanış haline bağlı kalıyordu.» (Keza). Herkesin zararına, bir tek Amerika kazançlı çıkıyordu. Bu durum, eskilerin “Gayretullaha dokunur” dedikleri bir: “Emperyalistin emperyalisti soyguna uğratmasaydı.”

Amerikan soygununun temeli, Cihan savaşları ile inmeli ve yaralı düşen öteki Emperyalist ülkelere Amerikan Finans-Kapitalinin el atmasına dayanır. Başka deyimle, 19. yüzyıldaki mal ihracatı yerine 20. yüzyılda SERMAYE İHRACI geçmişti. Biliyoruz, mal, gümrük bentlerine çarptıkça yabancı pazarlarda sürümünü yitiriyordu. Malın geçemediği yerden (gümrükten), para bambaşka oyunlarla çok kolayca geçmenin yolunu buluyordu. Birinci ve İkinci Cihan Savaşlarına dek sermaye ihracı, daha çok sömürge ve geri kalmış ülkelere doğru akıyordu. “Dış yardım” adı altında maskelenmiş bulunan sermaye akımı en çok fakir topraklara girip yerleşiyor, sömürge ve yarı sömürgeleri gırtlağa dek borca boğup Finans-Kapital köleliğine boyun eğmek zorunda bırakıyordu. Şimdi sıra en ileri emperyalist ülkelere gelmişti. Avrupa’nın en ileri ülkelerine yabancı sermaye ihracının kaçınılmaz ve kârlı oluşu, Birinci Cihan Savaşından beri başlamıştı. “Amerikan yardımı” maskesi ile: Emperyalist bir ülkeden öteki emperyalist ülkeye Sermaye ihracı özellikle İkinci Cihan savaşından beri aldı yürüdü. Ayrıntıları, öteki emperyalist ülkeleri yarı-sömürgeleştirerek istilaya uğratışı ayrı bir inceleme konusudur. Bugün, Almanya başta gelmek üzere, İtalya, Fransa, İngiltere gibi sayılı emperyalist anavatanlarında Sermaye Piyasası ve şirket mekanizmaları yakından izlenecek olursa görülür ki: her birinin Amerikan Sermayesi ile içli-dışlı. “canciğer kuzu sarması” oluşu, şaşkınlık verecek kertede ilerlemiştir. Şimdi, yalnız geri ülkelere has imiş gibi ele alınıveren Yeni-Emperyalizm olayının asıl karakteristik temeli ve bunun Birleşmiş Milletler biçiminde siyasal üstyapılar kuruluşuna kapı açan gelişimleri: Hep o Emperyalistin emperyalisti sömürgeleştirme gidişinden kaynak almıştır.

İkinci Cihan Savaşından sonra dünyamızın en köklü ve karakteristik deri değiştirişi: Amerikan Finans-Kapitalinin, öbür ufak tefek Avrupa Emperyalistçiklerini (örneğin Felemenk, Belçika ve ilh.) diş kovuğunu bile doldurmaz leblebi tanesi gibi çerez etmesi yanında, asıl en ulu Emperyalist Finans-Kapitalini de uydu, uşak, köle etmesi, bütün emperyalist ülkeleri Amerikan sömürgeciliği için hazırlanmış Amerikan üsleri haline getirmesidir. Amerikan üslerinin altında yatan emperyalistler için en acı gerçek: Amerikan Finansı-Kapitalinin silahlı hegemonyası ve egemenliğidir. Bu ilginç değişiklik, hem en korkunç, hem en umut verici anlamlarla yüklüdür. Korkunçtur. Çünkü bir tek ve tüm gangsterleşmis Finans-Kapital, Amerikan Emperyalizmi, (Avrupa emperyalizminin de haince suç ortaklığını sağlayarak) sinsi sinsi bütün kapitalist dünyayı Anavatanı ile sömürgesiyle, yarı-sömürgesiyle, sözde “bağımsız” geri kalmış ülkesiyle zapt etmiştir. Fena mı? denecek, yeryüzünde tek devlet, tek millet, tek önder… bir evrencil Enternasyonalciliktir. Hitler’in yapamadığı “Bin yıllık” “Pax Germena”nın (German barışının) yerini «Pax Romana» ile barış gölü yapmıştı. Şimdi Amerika tüm dünyayı zapt ederek “pasifize” eder. (müsalemetçileştirir.) Bu, kapitalizmin farkına varmadan sosyalizme geçişini kolaylaştırmaz mı? Evet, korkunç Amerikan Fınans-Kapitalinin yeryüzünü emperyalistçe kaplayışı, milletler arasında hiçbir “milliyetçi” haya hissi bırakmaması: Her türlü 19. yüzyıl önyargılarını yıkıp temizlerken, insancıl birleşim engellerini de istemeyerek temizliyor. Bu, bir çeşit Sosyalizme yolları açış olarak umut verici gelişmelerin belgesidir. Böylece, insanlık için korkunç olan emperyalizm, Finans-Kapital için ölmeden önce en seri yayılışla soluk alma umududur: Ve kapitalizmin ölüm selâsını okuyan bu korkunç evrencillik ve milliyetlerin inkârı, insanlık için sosyalizmin ne denli yakın bulunduğunu açıklayan kıyamet alametleri olarak umut verici olur. Amerikan Emperyalizminin yaptığı, -benzetmek gibi olmasın- bizim evlere şenlik Devletçiliğimize, en iyimser umutlarla “YÖN” cülerimizin yaptıkları yorumu andırır. Elbet kapitalizm, nereden kalkarsa kalksın sosyalizme varmaktan başka çıkar yol gösteremiyor.

FİNANS-KAPİTALİN SOYSUZLAŞTIRMA PLÂNI

Ancak, emperyalizm geberen kapitalizm çağıdır diye, sosyalizm adına onu ülküleştirmek, Nazilikten başka pratik sonuç vermiyor. Çünkü Finans-Kapital eşkıyaların eşkıyası olmuştur artık. “Hür basın”ın toz duman koparttığı yaygaraları ortasında her gün okunan iki üç satırcık Finans-Kapital havadisi kimsenin gözüne çarpmasa bile, kimi olaylar ürkütücüdür. İşte onlardan harcıâlem bir örnek: Gazetenin cinayetler sütununda (!) Mafya denilen Amerika’nın Uluslararası gangster teşkilâtı her yıl, yalnız Amerika’da “50 milyar dolar” haraç alıyor. Bu rakam bize neyi söylüyor? Amerikan genel bütçesi için de Amerikan silahlı kuvvetlerine ayrılan yıllık bütçe de, ne fazla ne eksik, Mafya gangsterinin yıllık bütçesi kadar: tam 50 milyar dolardır. Demek, Amerika’da Mafya eşkıyası ile Silahlı kuvvetler, Türkiye Cumhuriyeti’nin çeyrek yüzyılda toplayabildiği bütün paraları (500 milyar Türk lirası kadar parayı) her yıl ayrı ayrı harcamaktadırlar. Mafya kimdir? Amerikan Finans-Kapitalistlerinin içeride sivil savaş, vatandaş harbi yapmak üzere besledikleri eşkıya çetesidir. Bu gangsterliğin gerekince Kennedy gibi Amerikan Cumhurbaşkanlarını kim vurduya götürecek her aracı (bilimcil ölçülerle) kullanmasına şaşılır mı? Amerikan Finans-Kapitali, açık silahlı kuvvetlerinden çok (atom bombalarından çok; birinci derecede sakladığı gizli silahı gangsterliği kullanıyorsa, ondan hiç aşağı kalmayan, daha doğrusu onun gölgesinde yaydırdığı on büyük ikinci silâh olarak da keyif veren zehirleri kullanıyor. O ileri, müreffeh BATI MEDENlYETİ’nin genç kuşaklara hangi zehirli tatlı intiharları sunduğunu İstanbul sokakları bile, her yıl gittikçe daha aşırıca seyrediyor. Hazreti İsa kılıklı “turist” gençler, Ahırkapı’da, Bizans sur kovuklarında don paça esrar, afyon, morfin batakhaneleri kurdular. Bunlar, Finans-Kapital’in sosyalizmi önlemek için bütün bir gençliği hangi uçurumlara itmekten çekinmediğini ispatlayan “asi gençlik” döküntüleridir. Kızların pantolonlu kedi gezintileri, erkeklerin uzatılmış yağlı saç ve mini etek modaları, Finans Kapital Devletçiliğinin Demirperde ötelerine dek bulaştırmaya özendiği uyuşturucu emperyalizm başarılarıdır. “Cinai aşk” filmleri gibi, “Polis vakası” tuhaflıkları gibi bizim Süleyman beylerin ağızlarına dek olağanlığı kabul ettirilmiş bütün o ve benzeri olaylardan hiçbirisi aksi tesadüften ileri gelmez. Sunturlu Psikiyatri uzmanları, kişi ruhunda teleskopla ruh yıldızları keşfeden psikoloji profesörleri kültür alanını istedikleri kadar uzay araştırıcılığına benzetme çabası göstersinler. Hepsi, bilerek bilmeyerek, Finans-Kapital batağını altıncıl bilim yaldızlarıyla örtme görevlileridir. İnsan beyni kadar ulu yüceliş aygıtını Emperyalizm alçalışının boğucu gerizinde sarhoş etmek, Finans-Kapitalin en son moda Plân uzmanlığıdır. Ve hepsi birden, eğer işçi sınıfı emperyalizmin çanına ot tıkamazsa, kapitalist devletçilik yolundan, hatta sosyalizm söz ebelikleri duman perdesi altında insanlığı nerelere sürükleyebileceğini ispatlar. Bunlardan hiçbiri, bozuk düzenin kalbinde Finans-Kapital enfarktüsünü tedaviye çalışan hazakatli tabiplerin reçeteleri dışında doğmamıştır. Onun için, sık sık şöyle gazete havadisleri okunuyor: “20 yılda 16 lider öldürüldü” : Amman kralı – Birmanya başbakanı – İran başbakanı – Ürdün Kralı – Pakistan Başbakanı – Nikaragua Cumhurbaşkanı – Guatemala Cumhurbaşkanı – Irak kralı – Seylan başbakanı – Dominik Cumhurbaşkanı – Togo Cumhurbaşkanı – Güney Vietnam Cumhurbaşkanı – Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı – Nijerya Başbakanı – Güney Afrika Başbakanı… Ölümleri şüphe uyandırmadan göçürülmüşlerin (rahmetli Türkiye Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel gibi «Koma» ya getirilenlerin veya adaletin pençesi ile götürülenlerin) sayısını ise ancak Finansı-Kapitalin Dolar Allah’ı bilir… Finans-Kapital böylesine enternasyonal «Temizlik» yapıyor! «New York (a.a.): Amerikan “Seventeen” mecmuası 19 ilâ 30 yaş arasında 1100 kişi ile yaptığı bir anket neticesinde bunlardan 55 inin marihuanadan başlayarak “LSD”ye kadar uyuşturucu madde ve ilaç kullandıklarını ortaya çıkarmıştır. Ankete cevap veren genç kadınlar, 15-17 yaş arasında bu maddelerden aldıklarını belirtmişlerdir. Bu uyuşturucu maddeleri ilk tecrübelerden sonra, onlardan vazgeçmenin imkânsız hale geldiğini ileri sürmüşlerdir.” Olay bu. Şimdi, Finans-Kapitalin bol uzmanlık-bahşişleri ile şımarttığı emperyalist bilginlerin aynı olayı çürütür görünürken nasıl propaganda ettiklerine bakın: “Bu arada bir bilgin, Marihuana kullanılması ile insanın dejenere olmayacağını ileri sürmüştür… Amerikan gıda ve ilaç idaresinden Doktor James Fox, Milli öğrenci birliğinin 250 temsilcisine hitaben yaptığı bir konuşmada: Marihuananın beyin Hücrelerine tesir etmediğini ve eroin iptilasına sebep olmadığı sonucuna vardığını… Fakat satışına izin verilmesinin iyi olmayacağını belirtmiştir…” (26.8.1966) Neresinden isterseniz okuyunuz. Amerikan Finans Kapitali, “Devletçiliğin” bütün yetkileri ile uyuşturucu maddelerin “Satışına izin” verilmemesini istiyor. Çünkü o yasak sayesinde, hem yalnız belden aşağı heyecanına göz yumulan gençlerde tecessüsü arttıracağını, hem de kaçak yoldan zehir satmanın kârı arttıracağını iyi biliyor. Yâni Finans Kapital kendisine kalsa daha bin yıl Sosyal bir ülkeye katıltmamak için kafadan gayrı müsellâh ettiği kendi Amerikan gençliğini dahi yavrusunu yiyen canavar hırsı ile, okşarmış gibi, bilimcil yalayışlarla öldürecektir.

Fuat Fegan’ın ikinci notu

Bir yanıt yazın